Dünyanın En Küçük Yılanı ( World widthness small snake )

Dünyanın En Küçük Yılanı

Bilinen 3100 yılan türünün en küçüğü Karayiplerde bulundu. 10 santimetre uzunluğundaki yılan bir spagetti kadar da hafif. Ortalama 10 santimetre uzunluğunda ve bir spagetti kadar hafif olan dünyanın en küçük yılanı bulundu. Karayipler’deki Barbados adasında ormanlık alandaki bir kayanın altında bulunan yılanın dişilerinin yalnızca tek, yekpare bir yumurta yumurtladığı ve yavruların, yetişkinlerin vücut ağırlığının yarısı kadar doğduğu bildirildi. Buluşun ayrıntıları, Zootaxa dergisinde yayımlanırken, “Leptotyphlops carlae” adı verilen yılanın, şu ana kadar bilinen 3100 yılan türünün en küçüğü olduğu, ABD’deki Penn State Üniversitesi’nde görevli biyolog Blair Hedges tarafından keşfedildiği belirtildi. Blair Hedges, kayayı kaldırıp altına baktığında gördüğü karşısında heyecanlandığını belirterek, daha sonra aynı yılandan başka bir tane bulmak için çevrede yüzlerce kayayı kaldırdıklarını, eşiyle birlikte yaptıkları araştırma sonucunda sadece iki dişi yılan bulduklarını söyledi. Hedges, yılanın ak karıncaları yiyerek beslendiğini ve Barbados adasına özgü olduğunu düşündüğünü ifade etti.

 

Leave a comment »

Dört Ayaklı Civciv Meydana Geldi ( four with foot occured chick )

Kırıkale’ de Dört Ayaklı Civciv Dünyaya Geldi

Kırıkkale’nin Karşıyaka mahallesinde oturan servis şoförü Fatih Üstün’ün (30) kuluçkaya yatırdığı tavuğun yumurtalarından bir tanesinden dört ayaklı civciv dünyaya geldi. Fatih Üstün ve ailesinin kuluçkaya yatırdıkları tavuğun 21 gün sonra civcivleri teker teker dünyaya gelmeye başladı. Fatih Üstün, doğan civcivlerin birinin öldüğünü söylerken, “ilk gördüğümüzde bu dört ayaklı civcivin arkasına ip veya başka bir şey takıldığını zannettik alıp baktığımızda hayretler içerisinde kaldık. Civciv dört ayaklıydı ama o ayakları arka tarafta yere basamıyor, alttaki yere basan ayaklarını kullanıyordu. Bu durumun kendisine hiçbir zararı yok gayet sağlıklı, ara sıra bazı yerlerden geçerken takılıyor bizde gidip kurtarıyoruz. Biz ailece buna hiçbir anlam veremedik. Herhalde ikiz olacakmış, olamamış böyle ayakları arkasında doğmuş zannediyoruz ama incelenmesi gerekir” dedi.

Comments (1) »

Kedi Lewis Nihayet Güvende ( Cat Lewis confidence as well )

Kedi Lewis Nihayet Güvende

Üst mahkeme kararıyla, kedisi çevredeki komşuları korkutan Ruth Cisero’yu temize çıkarttı. Cisero bir yıldan bu yana göz hapsinde tutuluyordu. Cisero’nun avukatı Eugene Ricco, Lewis’in durumunun iyi olduğunu görmekten memnuniyet duyduğunu ve “birçoklarımızın aksine belli sınırılar dahilinde yaşamayı öğrendiğini” söylüyor. 7 yaşındaki siyah beyaz kedi Lewis, Sunset Circle ve High Street’de yarım düzüne insana saldırmakla suçlanıyordu. Kedinin saldırdığı kişiler arasında parfümeride çalışan bir satıcı kadın da bulunuyor. Lewis adlı kedinin 5 Şubat 2006 tarihinde Sunset Circle’da Maureen Bachtig adlı kişiye saldırmasının ardından Cisero, insan hayatını tehlikeye sokmakla suçlanıyordu. Bir yargıcın konuya çözüm olarak, kediye ötenazi yapılmasını teklif etmesinin ardından davaya yönelik ilgi ülke çapında arttı. Bir televizyon kanalının şov programı teklif ettiği bile söyleniyor. Öte yandan ötenazi karşıtları tüm dünyadan Lewis’e destek vermeyi sürdürüyor. “Lewis’i kurtarın” tişörtleri giyen hayvan hakları savunucuları, Lewis’in Utah’daki bir barınağa gönderilmesi için gereken masrafları karşılamaya hazır olduklarını belirtiyorlar. Kedisinin öldürülmesi fikri karşısında baygınlıklar geçiren Cisero, avukatına yargılanmaya hazır olduğunu bildirmiş. Üst mahkemenin aldığı karar Cisero’nun rehabilitasyonunu öngörüyor. Şiddet içermeyen vakalarda alınan karar genelde bu yönde. Bunun yanı sıra iki yıllık pisikometrik gözlem ve 50 saatlik kamu hizmeti cezası verilmiş Cisero’ya.

 

Leave a comment »

Leopar Timsahı Avladı ( Leopard hunted the crocodile )

Leopar Timsahı Avladı

Yaban hayat fotoğrafçısı Hal Brindley, Güney Afrika’da bir leoparın timsahı avladığı anı görüntüledi. LONDRA – ABD’li fotoğrafçı Hal Brindley, Kruger National Park’ta bir su birikintisinin kenarında arabasından su aygırıların fotoğrafını çekiyordu ki gözü bir anda çalılıkların arasından suya doğru hızla giden bir canlıya takıldı. Leopar’ın timsaha saldırdığı sahneyi nefesini tutarak izleyen Brindley’in timsahın mücadeleyi kazanacağını tahmin ediyordu ancak leopar dev sürüngeni alt etmeyi başardı. 5 dakika kadar süren savaşta timsah leoparın dişlerinden kurtulmak için son hamle olarak dev dişleriyle büyük kediyi ısırmaya çalıştı. Leopar timsahın üstüne çıkıp onu boğmayı başardı ve avını çalılıkların arasına sürükledi. Timsahın leoparı öldürdüğü sahneler şimdiye kadar birçok kez görüntülendi ancak ilk kez bir leoparın timsahı avlaması kayıtlara geçti. Doğa fotoğrafçısı Brindley, Güney Afrika’da orman bekçilerine daha önce benzer bir olay görüp görmediklerini sordu ve aldığı yanıt “hayır” oldu. Brindley, avla ilgili “Sanırım şu ana kadar gördüğüm en heyecan verici sahneydi” dedi.

 

 

 

Leave a comment »

Sülünün Yumurtadan Çıkış Anı ( Pheasant egg scold moment )

Sülünün Yumurtadan Çıkış Anı

Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Gelemen Sülün Üretme İstasyonu’ndaki sülünlerin “yumurtadan çıkış anı”nı canlı yayınlayacak. Yayın, 9-13 Haziran 2008 tarihleri arasında internet sitelerinden 24 saat devam edecek. ANKARA/SAMSUN – Proje Koordinatörü Kamil Ünver, bakanlıkça biyolojik çeşitlilik açısından önem taşıyan ve nesli tehlike altında olan türlerin korunması amacıyla habitatlarına uygun alanlarda üretme istasyonları kurulduğunu belirtti. Bu kapsamda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün nesilleri tehlike altındaki sülünleri, Samsun’daki Gelemen Sülün Üretme İstasyonu’nda üreterek, doğal yaşam alanlarına bıraktığını ifade eden Ünver, genel müdürlüğün 2001-2007 yılları arasında 70 bin sülünü doğaya saldığını kaydetti. Ünver, istasyondaki kamera sistemleri aracılığıyla sülünlerin yumurtadan çıkış anlarının gözlemlenebileceğini ifade ederek, çalışmayla yabani hayvan türlerinin tanıtımının hedeflendiğini belirtti. “Var oluşun bu inanılmaz anını insanların izlenimine sunacağız. Bu faaliyetlere ev sahipliği yapacak istasyonda, yaklaşık 26 günlük bir kuluçka süreci içerisinde, ilk 20 gün ve son 6 gün olmak üzere iki ayrı evrede sülün yumurtalarından civcivler çıkacak. Son 6 günlük evreyi geçiren yumurtaların bulunduğu çıkım makinesine 2 ayrı kamera yerleştirildi. Böylece bu önemli an gözlemlenebilecek.”

“KELAYNAKLARI EV RAHATLIĞINDA İZLEYEBİLME İMKANI”


Kamil Ünver, “Çalışmayla Genel Müdürlüğümüzün nesli tükenmekte olan türlerin yaşatılmasına verdiği katkının en muhteşem anı, canlı olarak sadece Türkiye’den değil, dünyanın her yerinden ulaşılabilecek şekilde insanlara aktarılacak” dedi. Ünver, Çevre ve Orman Bakanlığınca ayrıca Şanlıurfa’da koruma altında bulunan, aynı zamanda sayılarının artması ve doğal yaşama kazandırılması için projeyle desteklenerek, özel bir tesiste gözetim altında tutulan kelaynakların bulunduğu alana da kamera sistemi yerleştirileceğini bildirdi. Uygulamayla kamuoyunun internet üzerinden sahadaki hayvanları gözlemleyebilmesinin amaçlandığını söyleyen Ünver, şöyle konuştu: “Belki hayatında bu türümüzü hiç görme fırsatı bulamamış vatandaşlara da kelaynakları ev rahatlığında izleyebilme imkanı yaratılmış olacak. Genel müdürlüğümüz internet ve televizyon yayıncılığı alanında kullanılan teknolojileri bir araya getirip, resmi internet sitesi üzerinden doğanın korunması ve geliştirilmesi alanlarında yaptığı çalışmaları ilerleyen zamanlarda daha geniş bir şekilde Türkiye’nin farklı yerlerinden başka türlerin de görüntülerini vatandaşlarla paylaşmaya devam edecek.”

 

Videoları izlemek için;

http://www.milliparklar.gov.tr/canli/canliyayin.htm

Leave a comment »

Geleceğin Hayvanları ( The animals in the future tense )

 

 

Geleceğin Hayvanları

 

“Geleceğin Hayvanları” adlı ilginç kitap bizi, kurgu-paleontolojiye davet ediyor. Temel postülatı: İnsan , diğer bütün türlerin de çöküşüne neden olarak yok olmuştur. Bugün aşağı türler olaak kabul edilen türler gelişmektedir. Paleontoloji eğitimi görmüş Dougal Dixon, • İnsanlığın sona ermesinden 50 milyon sonra dunyada üreyecek faunayı bize tanıtıyor. Bunu da, evrim ve ekoloji yasalarına ilişkin bilimsel kesinlikten asla ayrılmadan yapıyor. Şimdi, Laprenil, Ganirat, Gigantilope Vortex. Croquemitiane ve Elongueillerin dünyasına gireceksiniz.

İnsanın Yok Oluşundan 50 Milyon yıl Sonra :
GELECEGiN HAYVANLARI

Gelecekte yolculuk yapan siz, orada insanlığı bulmaya çalışmayınız. O artık yok olmuştur. Dünyayı değiştirmek ve kullanmak isterken başarısızlığa uğramıştır. İnsan, ya kendine ya da kendi dışındakilere uyum sağlamayı öğrenememiş, sonuç kaynakların tükenmesi, iç çekişmeler ve sosyo-ekonomik yapının zincirleme çöküşü olmuştur.

Bu, kaynakları kötüye kullanıcı akıllı memelinin gururla, anropozoik olarak adlandırdığı çağın sonudur. Artık yaşam macerası yeniden başlayabilir, sıçrama yapabilir.

Çıkış noktasına insanın yok oluşunu koyalım ve ne olduğunu görmeye çalışalım. Hemen belirtelim ki, insan, özellikle büyük vahşi faunada bir çok türleri sona erdirmiş ve onun düşüşü, kendine yakın, orman kanunlarına karşı koyamayan, evcil hayvanların da sonu olmuştur.

Dünya değişmiş, yaşam değişmiştir. Bütün bunlar nasıl olmuştur?
Böyle bir geleceği gerçekleşmeden düşlemek için, biraz paleontoloji (geçmişteki varlıkları inceleyen bilim) bilmek gerekir. Paleontoloji, evrimin kendi mekanizmalarını ortaya çıkarır. Insanın olmadığı varsayımına dayanarak geleceğin hayvanlarının nasıl olabileceğini, kurgu bilim olarak düşleyeblimek için evrim mekanizmalarını gelecek milyonlarca yıl boyunca çalıştırmak gerekir. İşte , Dougal Dixon, 50 milyon yıl içine yerleşip ne olduğuna bakarak ve açıklayarak geleceğin paleontolojisini denemiştir.

Kıtaların yer değiştirmeleri sürmüş, Antrapozoikten 50 milyon Yıl sonra Afrika, Avrasya, Kuzey Amerika ve Avustralya büyük kuzey kıtasını oluşturmak için birbirleriyle kaynaşmışlardır. Güney Amerika, yenidan Amerika kıtasından ayrılmış, yeni adalar türemiştir. Fauna (hayvan topluluğu) değişmiştir. İnsanın yok oluşunun ve ona bağlı olayların yarattığı boşluk başlıca omurgalı türlerde, (balıklar, memeliler, sürüngenler, kuşlar), yeni yaratıkların ortaya çıkmasını hızlandırmıştır.

Dougal Dixon tarafından ndan geliştirilen kurgu zooloji, bu egemen türlerin yok oluşu üzerine
oturur. Egemen türlerin yok Oluşu, bu zamana kadar az çok gelebilmiş alt türlerin dünyayı sürekli olarak ele geçirmelerine yol açmıştır. 3. çağın başlangıcında birçok sürüngenin ortadan kalkması, şimdiye kadar insana yararlı yaratık olan bazı memelilerin çoğalmasına ve başkalaşmasına yol açmıştır.

İnsanların tavşan dedikleri, üretken ve çok iyi uyum sağlamış küçük kemirici çarpıcı bir örnektir. Evcil tırnaklılar (inek, keçi, koyun, at ve öküz), insandan sonra yaşayamamıştı. Barınakları bozulan geyikgiller de yok olmuştur. Böylece tavşan başıboş kalır ve terkedilmiş bütün ekolojik boşlukların sahibi olur, çoğalır, gelişir ve başkalaşır. Ona, Kuzey Rusya ve Sibiryadan çöllere ve tropik ormanlara kadar her yerde rastlamak mümkündür.
Tavşan büyümüş oyuklar üzerine tünemiş, kulaklarının özelliğini sürdürerek, altın renkli Laprenil haline gelmiştir. Örnek olarak tüylü Laprenili sayabiliriz. Vücudu sağlam ve yağlıdır. Tundralarda ve Kuzey Rusya ile Sibirya da yaşar, kalın, tüylü bir postu vardır ve kışın beyazlaşır.

Aynı zaman içinde eski et oburlar kaybolmuştur. Kurtlar, aslanlar, gelincikler ortadan kaybolmuştur. Peki bunların yerini kim almıştır? Tabii ki fareler. İnsan zamanında bile tam formunda olan, her ortama yüksek uyum sağlyan ve herşeyle beslenebilen bu kemiriciler ılıman iklimlerin büyük talancıları olmuşlardır. Artık onlar, Levrat, Vulperine, Viverine veya Conirat adlarını almışlardır. Coniratlar çok büyük farelerdir. Köpeğe benzerler. Sürüler halinde avlanır ve korkunç dişleriyle büyük et oburları adeta yırtarlar. Örneğin: Lapreniller.
Bir gruptan diğerine iskeletlerin gelişmesi çok açıktır. Laprenillerde de bu böyledir. Tavşanın sıçramaya uyumlu yatay, ilkel ayağı, koşucu Laprenillerde dijitigral puradijite (parmakları üzerinde yürüyen hayvanlar) tırnaklara dönüşmüştür. AvcI farelerde kesici ve öğütücü dişler yavaş yavaş et obur rejimine uygun olarak sırasıyla delici ve kesici diş şeklini almıştır.

Bir ekolojik boşluk açılınca, bir türün gelişmesini sağlayan doğal mekanizmaları hatırlamak gerekir.

Antarktik Okyanus tarafından başlayalım.

Senezoik Balinalar, insan zamanında ortadan kalkmışlardır. Onların yerini, dünyanın en büyük hayvanı olan Vortexler almıştır. Füze biçimli uzamış ve boyunsuz vücudu, güçlü, yassı yüzme kuyruğu ve yan denge yüzgeçleri ile şekil olarak su yaşamı gelişmelerine tam bir şekilde uymuştur. Vortexlerin ataları Pengmenlerdlr. Pengmenler, üreme dışında, tümüyle suda yaşayan canlılara dönüşmüşlerdir.

Balinaların yok oluşundan kısa bir zaman sonra, bir pengmen cinsi, ororivapar (yumurtaları ana karnında açılan tür) olmuştur.

Dişi, tek yumurtasını açılıncaya kadar vücudunun içinde saklar, açılma deniz içinde olur ve yavru suda doğar. Böylece son dünya bağından kurtulan tür, tümüyle suda yaşar.

Diğer yandan, soyunu sürdüren memelilerin en küçüğü vardır. Adı patineur. Bataklıklarda yaşar, ilkel sivrisıçan soyundandır. Çok ince ve hafif vücudunun ağırlığı, suyun yüzeysel gerilimi, ayaklar ve destekleyici kuyruğu ile, su yüzünde taşınabilir. Kuyruğunda ıslanmaz kıllar vardır.

Filler, savanda güçlükle yaşamaktadırlar. İnsan onlara çok yardım etmiştir. Ekolojik boşluk, çabucak Gigantilopelar tarafından ele geçirilir. Bunlar, Antilopların soyundandır ve on ton kadar ağırlıkları vardır.

Bazı gerçekten olağan dışı durumlara ilgisiz kalamayız. Tektonik tabakalar arasındaki temas bölgeleri boyunca ya da sıcak noktalar düzeyindeki bir tabakanın merkezinde oluşmuş volkanik adaları örnek alalım. Bir sıcak noktanın, Pasifik Okyanusunun merkezinde, Kheroptera adalarını oluşturmak üzere olduğunu görürüz. Bu adalarda garip bir topluluk hüküm sürmektedir. Gece avlanan korkunç Croqnemitaire dallara asılı olarak yaşayan kurnaz Shulloth başını süsleyen çiçek biçimindeki organlarındaki salgıları ile böcekleri kendine çeken garip Flore.

Bütün bu hayvanlar yarasa soyundan gelirler: Croqnemitaire bütün bu adaları hakimiyeti altına alacak, bütün ekolojik boşluklara yerleşecektir. Dixonun eserinin, geçmişe uzanan bir çeşit katmanları silsilen oluşturduğuna inanıyoruz. Kitapta hayvanlar, çirkin, acayip, kaba, atik, bön, korkutucu, makul gibi sıfatlarla tanıtılıyor. Bunun anlamını anlıyoruz: Burada niçin bir boynuz çıkmış, şurada bir ayak değişmiştir. Niçin Distarteropsun sadece ön sol yüzgecinde tırnak vardır; niçin tüylü Gigantilopeun buldozer kepçesi gibi, büyükboynuzları vardır ve niçin Cornicephale, Casque veya Lacustrelerde boynuzlar bütün burunu örtecek şekilde gelişmiştir.

İnsan kendi kendine sorabilir. Niçin böcek ve suda yaşayan hayvan az? Dixon, 50 milyon yıl sonrasını bilinçli olarak seçtiğini söylüyor. Ona göre, bu zaman aralığında, böcek ve suda yaşayan hayvanlar, değişime uğrayacak süreyi bulamamıştır.

Bazı çıkış varsayımlarını da tartışmak mümkündür; bütün çatal tırnaklı ve kedigillerin yok oluşu gibi.

Paleontolog Leonard Ginsbourg diyor ki: Bazı sağlam dağ inekleri yaşamlarını sürdürebilir. Aynı şekilde kedileri de serbest bırakın, onlardan çok kısa sürede kaplanlar türeyecektir.

İnsan tarafından serbest bırakılan ekolojik boşluk hakkında ne soru sorabiliriz. İnsan yok olduğunda, maymunlar yaşamalarını devam ettidikleri halde nasıl oluyor da düşünen bir varlık şeklinde gelişmiyorlar?

Hiç bir yerde alet yapan iki ayaklı yeniden görünmüyor. Bu belki garip olurdu fakat Dougal Dixon, 50 milyon yıl bunun için yeterli değil diyor. Daha sonra belki..

Sonuçta, temel postülat hakkında soru sorabiliriz; insanın yokoluşu. Bu başlangıç verisinden başka birşey değildir. Ancak çok ilginç ve açıklayıcı görünüyor. İnsanın zekasından ve yapaylığından kurtulmuş, tekrar doğallığını kazanmış bir dünyada evrimin nasıl olabileceğini anlamamıza olanak sağlıyor. Kötümserliğin yansıması hiçbir şekilde söz konusu değil.

Bilimsel katılığı tam koruyarak Dixon, biraz eğlenmenin mümkün olduğunu gözönünde bulunduruyor. Eseri tanıtan Desmond Morrisin deyimiyle, bu canlı hayalgücü ile katı bilimsel disiplin arasındaki denge, geleceğin hayvanlarının yaşamını inandırıcı kılıyor. Kurgu bilimin gülünç canavarlarından çok üstün ve herşeye karşın, zoolog ve paleontologlarımızın incelediklerinden pek farklı değil.

www.hayvanlar.us alınmıştır.

Leave a comment »

Dev Çekirge ”Çağaboğan” ( The giant grasshopper is ”Çağaboğan” )

Dev Çekirge  ‘‘Çağaboğan’’

 

Gaziantep’in İslahiye İlçesi’nde çocuklar tarafından bulunan ve nadir görülen ‘Çağaboğan’ cinsi çekirge, büyüklüğüyle görenleri hayrete düşürdü. İlçeye bağlı Ağalar Obası Köyü Ormanlık Mevkii’nde gezintiye çıkan çocuklar, yolda hareketsiz halde buldukları dev çekirgeden korkmalarına rağmen ellerine alarak köylerine götürdü. 18 santimetrelik ayakları ve 14 santimetrelik antenleriyle dikkat çeken çekirge büyüklüğüyle görenleri ürkütürken, meraklıların da ilgi odağı oldu. Çocuklar, çekirge hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için hemen veteriner Ali Er’e götürdü. Bu tür çekirgenin bölgede ve Türkiye’de çok nadir görüldüğünü belirten Ali Er, halk arasında ‘Çağaboğan’ olarak adlandırılan çekirgeyi incelenmesi için Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’ne gönderdi.

Leave a comment »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.